Anlaşıldığı üzere çok irritate ediyor beni..
Sabah kahvaltı yetmiyor, hocamız Gavin ile (ki kendisinin hastasıyım, fakat niye yok ki fotoğrafta) Covent Garden'a gidiyoruz. Ece cafe'den hediye edilen şarabı çıkarıyor çantadan, Nero'dan karton bardak alıp bi güzel içiyoruz.. Sonda London West End'in düzenlediği bi promosyon yarışmasına katılıyoruz, tabiri caizse sokakta çarkıfelek oynuyoruz.. bana hiçbi şey çıkmıyo:( fakat Ece ballısı 100 Pound değerinde voucher kazanıyor, gidip Top-Shop'ta çıtır çıtır yiyor. (Afiyet olsun Ececim:) Bzı arkadaşlar ise güzel kızları gördükten sonra, seçenekler arasındaki "free hug"ı kazanmak için giriyor yarışmaya;)
30 Nisan 2009 Perşembe
ECE'ye GOODBYE..!
BAHAR BAHAR...!
Bahabasından Kızına Nasihat:
O gün sesimdeki neşe eksikliğini fark eden babam akşama defaten aradı ve bana güzel bir nasihat çekti:
"Kendini hiçbir şey için kasma.. eğer sen kendine inanıyorsan gerisi mühim değil, elinden geleni yap gerisine karışma, oldurmaya da çalışma,bilemezsin bazen hangisinin senin için iyi olduğunu... ben inanıyorum ki herşeyi başaracaksın, sen azimli kızsın; fakat hayatta her şey başarı da değildir. Başaramazsan da dert değil, fakat bil ki bu kendine olan inancının eksikliğindendir. Benim için ise önemli olan ise sensin... önemli olan senin mutlu sesin..."
Canım babacım, vallahi nasıl iyi iyi geldi:))
NERO'DA DEDİKODU..
Bir kahve içelim diye girdik Nihal'in beni ayartmasıyla, fakat hiç bu kadar saracağını düşünmemiştim sohbetin... Londra'ya geldiğimden beri hiçbir Türk arkadaşımla böyle kafa kafaya verip sohbet etmişliğim yoktur.. fakat çok yakın buldum Nihal'i.. biraz geç de olsa... velhasıl kelam bana çok iyi geldi:)
26 Nisan 2009 Pazar
Gel de eğ, eğ şu asi başını..!
geriye sayım...
Hal böyle olmasına rağmen (içime avukat ruhu girdi;)) Ben'de vaziyetler fora! ne işlem, ne girişim... fakat iki taraflı bu ihmalkarlık... mesela dönüş işlemlerimi de yapmıyorum.. normal şartlarda, herhangi bir durum çıkmazsa dönmek durumundayım, fakat hala sanıyorum ki bişey olacak, birşey çıkacak, belki bir iş, belki bir sihirli değnek... resmen bekliyorum, neyi beklediğimi bile bilmeden.. fakat bildiğim bir gerçek var ki daha tamamlanmayan... olgunlaşması için br süreyi daha gereksinen... sukunet içindeyiz, bazı bazı kendi kendine sükunet içinde baten dikeniz...
Ne yaptık bir bakalım...
Onun dışında okul-IETS-London Bermuda Şeytan Üçgeni'ndeki açmazlarımla uğraştım durdum. Ve yine neler neler buldum... Biraz içe kapandım, biraz dışarıyı özledim, biraz kendime çattım, biraz da sıkıldım, en çok da "good girl" olmaktan... evet hakiki ne zor meziyettir bu.. asi başıma şükürler ola.. İleride değineceğim yine.. (biz size döneceğiz;))
20 Nisan 2009 Pazartesi
HYDE PARK...sezon açıldııııı....
Her şeyi geçtim, bacağıma diken battı.. yere düşen kestanelerden... incecik bir şey olmasına rağmen eve gelince çıkartmayı denedim, kanattım daha kötü yaptım... sonra bir korku sardı... ölecek miyim..? arkadaşlar diyorum insan değişmiyor, küçüklüğmde de izlediğim bir Türk filminin etkisinde kalıp kendimi uzun süre sokağa çıktığımda birden kör olacak ve sonra da ölecek zannetmiştim... :)
Sağlıcakla kalın tüm sevdiklerim.. unuttuğum bir kavramı hatırladım, ve ne kadar önemli olduğunu.. (önceki yazılarma atıfla) hayatta kalmak ve hayatın tam içinde olmak da ne kadar güzel bir lütuf... kıymetini bilelim... biraz kıymet bilelim...
SON OLARAK;
Şebnem Ferah'ın çok sevdiğim ama uzun bir süredir unuttuğum bir şarkısı o gün koşudan sonra takıldı aklıma ve yine aynı coşkuyu verdi bünyeye... ben kısaca yazıyorum, siz dinleyin.....
"denizleri seviyorsan
dalgaları da seveceksin..
sevilmek istiyorsan
önce sevmeyi bileceksin..
uçmayı seviyorsan
düşmeyi de bileceksin
korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersiiinnnnn...!"
IELTS SINIFIYIZ, HAVALIYIZ;)
Bu arada cuma günü okulun hemen yanıcığındaki Waterstone's-tan aldığım IETS test kitabı yanlış basılmış çıktı; içinde bazı bölümler eksik ve bazıları çift basılmıştı.. 1. testi çözdükten ve üstünü karalamış bulunduktan sonra fark ettim ve değiştirmeye karar verdim.. (diğer testlerini de çözdükten sonra ;)) açıkçası London müşteri hizmetlerine ve Türklüğüme güvendim diyebilirlim. bugün gittim, müşteri hizmetlerine derdimi gak guk anlatmaya çalıştım fakat Colombiyalı kılıklı kız beni dinlemekten biraz uzaktı, kitaba zarar vermişsin ve faturan yok kabul edemeyiz dedi.. baktım kızla frekanslarımız tutuşmadı, ben de yukarıda yabancı dil kitaplarının olduğu bölümde çalışan bana genelde yardımcı olan kıza öteki kızı şikayet ettim ;) şeker kız, gidip öteki cadıyla konuştu (bu nası bi hikayedir) ve ben elimde 2 yeni kitapla çıktım netice itibarı ile.. Türklüğümle gurur duydum arkadaşlar:))
PARK'IM...
Şİmdi IELTS'in Reading bölümünde 3 ayrı pasaj var, hepsi 20 dakikada okunup soruları cevaplanmalı... normalde sınav mahallinde bunların arasında herhangi bir ara olmayacak fakat ben maaşallah her pasajdan sonra bir ara veriyorum.. ama sıkılıyoruuuuuumm...! huylu huyundan vazgeçmiyor arkadaşlar.. üniversite sınavına çalıırken de her testi mutlaka süre ile çözer fakat deneme sınavını başına oturup 3 saat çözmezdim, hep bi ara verir gezinirdim evin içinde.. nitekim üniversite sınavında da uykum gelmişti... (ay ben sınav geyiklerine de başladım, nolcak bu halim;))
Boşverin şimdi sınavı... size parkımı gezdireyim... Çok güzel değil mi... ben her gün bu güzelliğin içinde koşmaktayım... şimdi bir de bahar olduğundan pembe, beyaz çiçekli ağaçlar...
13 Nisan 2009 Pazartesi
ALA LATİNO..!
Masum kız, kaç gündür gün yüz görmüyor, odasında böyle dışarılara bakarak insan yolu gözlüyordu... velev ki ne geleeeen, ne gideeeen... geceleri yalnızlığına ve teddy bear'ına sarılarak uyumayı alışkanlık edinmiş, rüyasında gördüğü insan sıcaklığı ile teselli bulmaya çalışmıştı... fakat yarası kapanmıyor, acısı dinmiyordu... evinin yakınındaki parkta soluklanmaya gidiyordu ara sıra, fakat yalnızlıktan parkta da garip davranışlar sergilediği, insanlardan koşarak uzaklaştığı çevre halkınca gözlenmişti... Oya gittikçe yabanileşiyordu...
Ne olursa olsun Oya umudunu kaybetmez ve kendini mutlu etmesini bilir.. fakaaat, bundan sonra çizilecek yollarda daha cesur, daha dikkatli ve kararlı olmak gerektiği kafasına kazınır.. Türkiye'nin gerçeği.. herkesin hayatta kalma telaşı var bir şekilde değil mi, peki ya yaşamak ne olacak.. hayatta kalmayı başardığımızda gerçekten yaşamış mı olacağız..?
ÇİÇEK :)
Tabii ki teşekkür for lovely housemates...
10 Nisan 2009 Cuma
Küçük Not: Kahvesiz hayat geçmez...! Kültürü de başkadır, halet-i ruhiyesi de...
Mesela bugüne arkadaşlar bir Türk gecesi fasıl programı organize ettiler.. ısrar kıyamet tamam gelirim dedim ama canım hakikaten bir Türk fasıl gecesi hiç çekmiyor, dün gelmeyeceğimi söyledim.. bir surat bir surat..
SON OLARAK...
Dvd izlemekteyim sık sık...
The Lust Caution: Uzak doğu ve sapık aşk halet-i ruhiyesini seven arkadaşlara, özellikle cesocum sana tavsiye ediyorum izlemediysen.. fakat pornografik öğeler ağır.. Yönetmenin kendi ülkesi Çin'de sansüre uğramış film ve adam tekrar kurgulamak zorunda kalmış, fakat Türkiye'de sansürsüz vizyona girmiş, sanırım adı Dikkat Şehvet.
Spirited Away: 2003 Oscar ödüllü animasyon.. fanzatinin böylesi
The Terminal: Yeni izledim vallahi.. bi esprisi yok fakat size de oluyor mu bilmem, ben film izlerken direkt karakter ayıklıyorum, var bu adam, var bu kadın gibi.. ve bu bana her defasında aynı şeyi, rollerin, kıyafetlerin ve oyuncuların olduğu bir dünyayı hatırlatıyor.. seçip giyiyorsun.. sahneye çıkıp oynuyorsun.. başarlı isen rolunde rolunü değiştiriyorsun en nihayetinde.. değilsen, sıkışıp kalıyorsun rolünün cenderesinde ekseriyetle.. bazen fazla ciddiye alıyorsun oyunu, unutuyorsun hikayenin başını, sonunu... aklının kafeslerinde yarattığın drama, yüreğindeki acı trajedi veya hayata bakışındaki muzipliği oynuyorsun.. velhasıl kelam cebindeki kadar harcıyorsun.. garip olan, sende kaydı olmayan bir şeyi deneyimlemeyecek olman... Bunlar uzun konular ardadaşlar;) fakat özetle; burda yaptığım gözlemler sonucunda "ruhumun Erebos'u"nu görmem beni hayli şaşırttı doğrusu..
Şimdi ise koşuya çıkacağım.. evet bugün cuma fekat biz pascalya tatilindeyiz, salı gününe kadar... öpüyorum can-canlar... seviyoum sizi...
6 Nisan 2009 Pazartesi
while I was studying...
2 Nisan 2009 Perşembe
STAJIMDAN DA AYRILDIM...
Kararım üzerine pazartesi Kıvanç Bey'le konuştum manager'a havale etti beni, salı günü de onunla konuştum, anlaştık... ve çarşamba günü son günümde bir süprizle karşılaştım... bir çiçek, bir çikolata ve kocaman bir zarf, içinde herkesin birşeyler yazıp imzaladığı bir "good luck" kartı... beklemiyordum ve şaşırdım, fakat daha ötesi çok mutlu oldum... hemen kalkıp herkesi teker teker öptüm :) dahası ne zaman istersem referans mektubu göndereceklerini söylediler, bir şeye ihtiyacım olduğunda muhakkak aramam da tembihlendi...
Ne güzel insanlar var değil mi şu hayatta...? Her ne kadar burdan onlara seslendiğimi bilmiyor olasalar da, anlayışınız, yakın ilgi ve alakanız için çok çok teşekkür... Sözüm var, Türkiye'ye dönmeden uğrayacağım... görüşmek üzere o güne kadar...
Tüm bunlar, genetik kodlarında ayrılma psikolojisi yer etmiş benim gibi insanlar için tuz, biber oldu.. küçük bir burukluk benimle beraber kaldırımlarda, trende, metroda ve en son üzerimden atmak için o gün biraz daha hızlı koştuğum parkta eşlik etti...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)